Müdrik bir varlığı düşününüz. Bu varlık, bir enformasyon zarureti içerisindedir. Bir kimseye, farz edelim bir bedenliye, bir bedensiz yardım edecektir. Yardımı ona birtakım tesirler göndermek suretiyle yapacaktır. İşte bu birtakım tesirler muayyen bir şiddeti, muayyen bir kaliteyi ve bu muayyen bir gayeyi belirli bir istikamette taşırlar. İnsana gönderdiği tesirler ile bir nevi ruhi sondaj yapacaktır. Nasıl anlayacaktır? İstikameti ve gayeyi tayin etmek onun elindedir. Fakat kalite ve şiddetin aynı derecede geriye dönmesi mümkün değildir. Sevk edilen, fırlatılan tesir, önce muhtelif tesir sahalarından, tabakalardan, buutlardan, muhtelif planlardan geçmek suretiyle bir varlığın bedenle irtibatta bulunan ruhunun dış sahalarına, yani şuur sahasına nüfuz edecektir. Buraya gelinceye kadar gayeye hizmet bakımından, gayeye ulaşacak en iyi adaptasyonu temin etmek için, tesirin şiddetinde ve kalitesinde birtakım inhiraflar, birtakım tebeddülat tecelli eder. Yani karşı tarafın yükü taşıyabilme kalitesine göre bir yük yüklenir. Bazen bu tesirin şiddet ve kalitesi yüzde elliye yakın derecede aslına uygunluk taşımak suretiyle geriye döner. İşte böylece, bir varlık, göndermiş olduğu tesirin yankısını almış ve bu suretle istihbaratında, yani enformasyonunda ne dereceye kadar başarılı olup olmadığını da tayin etmiş olur. Bu, birçok kereler tekrar eder. Varlık, aldığı tesirin şiddet ve kalitesinin kaba ve ince oluşuna göre birtakım müşahedeler, birtakım mizansenler, rüyalar, sezgiler, içe doğuşlar ve hatta kaba azaplar içerisinde kalır. Eğer ruhunda bir rikkat, bir müşahede hakimiyeti, bir ince görüş, sezgisine bağlılık ve vicdanında bir yükseklik var ise, almış olduğu tesirler, onda daha ince ve daha yüksek ihtizazlar meydana getirir.