Adana Psychic Research Society
Adana Verein für Physische Untersuchungen
Adana La Societe Psychiques et de Recherces


-Adana Ruhsal Araştırmalar Derneği Tarafından Hazırlanmıştır-

-DEĞİŞİME DOĞRU-

-DEJENERASYON -

Bütün kurumlarıyla yozlaşma alanları oluşturan beşeri uygarlık büyük değişimin eşiğinde bulunuyor. Bütün yozlaşmış kurumlarıyla birlikte Dünya, şimdiye kadar geçip geldiği çeşitli zaman ve mekanlarda hiç görmediği, hiç işitmediği ve hiç konuşmadığı gerçeklerle karşılaşma kaderinin icaplarını yaşıyor ve yaşamaya devam edecek. Farkına giderek daha fazla vardığımız "yozlaşma" ve "yozlaştırma" işleminin ne kadar hızlı ve sevimli bir şekilde yayılmakta olduğunu görüyoruz. Bütün yüce değerler un ufak olup ayaklar altında kum taneleri gibi yayılıp gitmiş. Şaşkınlığın bu derecede şaha kalktığı görülmemiştir... Ne yol belli ne istikamet. İnsanlığın içinde bulunduğu bu durumlar çok önemli midir? Pek önemli olmasa gerek. Hangi merhalelerden geçerek bu noktaya ulaştığımızdır, önemli olan. Ulaşılmış noktanın haletini uzun süreli yaşayabilme ya da derhal ondan sıyrılabilme kabiliyetini gösterebilme, ancak geçirdiğimiz merhalelerin niteliğine bağlıdır.

Hepimizin gözlediği gibi, Dünya'nın her yerinde insanların sahip oldukları çeşitli kalınlıktaki kabukların çatlatılması, açılması; açılan kabukların altından çıkan kirliliğin giderilmesi için son derece yoğun bir çalışma var. Bu çalışmanın getireceği çok çeşitli olaylar her boyutta kendini göstermeye devam edecektir. Çünki sebepler bu neticeleri hazırlamıştır ve hazırlamaya da devam etmektedir.

Toplumsal, fiziksel ve jeolojik düzlemdeki olayların ana hedefi, insanlığın kendi şuur ve vicdanlarında meydana getirdikleri kabuklaşma sonucunda oluşan "yozlaşma" alanlarının içinden sıyrılabilme çabasını hızlandırmaktır. Her "yozlaşma alanı", içine aldığı her şeyin kendi iç yozlaşmasını sağlarken, içeride olanlar da kendi realitelerini pekiştirecek şekilde yozlaşmanın bütün etkilerini hissetmeye devam etmektedirler. Beşeri kabukların çatlatılması, çizilerek açılması işlemi Yukarı'dan Aşağı'ya inen etkiler sayesinde sürüp gitmektedir. Çatlatılma ve çizilme işleminden sonraki aşama, yani bireysel ve toplumsal çaba harcayarak kabukları itmek, iç basıncı artırarak kabukları özden uzaklaştırmak biz insanlara düşmektedir. İç basıncı artırarak kabukların açılmasına devam etmeliyiz. Kuşkusuz bu kabuklardan tam olarak kurtulmamız, Dünya Yasaları'nın zorunlu bir gereği olarak, mümkün olmamakla beraber, onları kendimizden belli bir mesafede tutmamız mümkündür.

Her kabuk bize ait bir parçadır ve kesin kurtuluşa asla yer yoktur. Kabukları kendimizden uzaklaştırdıktan sonra onların tekrar bize geri dönmelerine imkan hazırlamamak gerekir. Kabuklaşma çok hızlı ve kolay şekilde bize her zaman yaklaşabilir. Bunun için içsel çabamızı, iç  basıncımızı daima tetikte tutup, bu kabukların bizden yeterli bir uzaklıkta tutulmasını sağlayabilmeliyiz. Bu kabuklar çeşitli niteliktedirler. Bireysel ve toplumsal, maddi ve manevi kabukların içinde en önemli olanı, yüzyıllardan beri bize kadar ulaşmış olan İNANÇ KABUKLARI'dır. Yıpranmış, eskimiş, içindeki özü tamamen kaybolmaya yüz tutmuş her türlü inanç kabuklarını inceltmek, eski özüne kavuşturmak artık imkansız hale gelmiştir. Bu durumu iyi anlayarak, yakıtı bitmiş ocağı yeniden canlandırıp alevlendirme gayretlerinin hiçbir neticeye ulaştıramayacağını son kez tespit etmek gerekir.

Hepimiz, her tekamül yolcusu, içinde yürümeye çalıştığı yolun kabuklaşmış inançlarından kurtulma gayreti içinde olarak, o inançlarla kendi tözü arasındaki mesafeyi giderek açmalı, her inancını ayrıntılı olarak incelemeye almalı, giderek iç basıncını arttırarak bu kabuklaşmış inançlarından uzaklaşarak Yukarı'dan gelmekte olan ışığı içine alabilmelidir. Kabuklar bizim kendi kabuklarımız. İnsanlık olarak sahip olduğumuz bütün inançların her birinin tözümüzle olan bağlantısını GEVŞETEREK, azami derecede bir gevşeklik sağlamak Yeni Çağ'a hazırlanmanın en emin ve etkili yoludur. Her konuyla ilgili "gevşekliği" mümkün olduğu kadar hızlı bir şekilde sağlamak gerekmektedir. Her inancın çok daha farklı bir şekilde anlaşılabilmesi için, katılaşmış anlayış ve inançları yumuşatmak, onlarla olan bağları gevşetmekten başka yol yoktur. Kabuk değiştirmek, çok daha ince, ışığı geçirebilecek kadar saydam kabuklara sahip olmak için esneklik gösterebilmek şarttır.

Dünya, kabuğunu değiştirme hedefine pek çok yakınlaştı. Değişimin maddi ve manevi sarsıntılarını yaşıyoruz. Dünya hayatının şimdilerde nasıl bir durum içinde olduğunu hepimiz görüyoruz. Toz duman arasında fark edilen ikiyüzlülükten ibaret olduğunu görmemek ne mümkün! İnsanlığın birbirinin gözlerine bakacak hali kalmamış; yüzler dümdüz, anlamsız, derinliğini kaybetmiş, yüzeysel... İki yana bakan iki sima bir kafaya yerleşmiş... Biri konuşurken öteki susuyor; öteki konuşurken diğeri susuyor. Kimse kimseyi anlamıyor, anlamaya da çalışmıyor. Herkes şuursuz bir şekilde, koşum takımlarıyla bağlı olduğu duygu arabasını çekmenin, bir yerlere ulaşabilmenin telaşı içinde... Evet, duygular! Duyguların, geliştirilip deneysel doyuma ulaşabilmesi için biz insanlar bütün hareketleri, türlü kalıplara sokarak yapıyoruz. Kimisi için vicdani olurken, kimisi için de nefsani oluyor.

Duygularıyla birleşmeyen insan var mıdır acaba? Duygularının hamalı olmayan, ilerleyeceği yolu unutmayan, neden sonra sağduyusunun önden ilerleyerek bıraktığı izleri takip etmek zorunda kalmayan insan nerede? Bu sorular hemen her çağda cevapsız kalmak zorunda kaldı. Çünki Dünya insanı duyguları yönünden yük almakta, elde ettiği duygusal deneyimlerle maddenin belirli yoğunluğunu yaşamaktadır. Kısaca, duygularını nasıl maşa olarak kullanabileceğini öğreniyor. Maddeye olan yaklaşımı duygularımızla yapabiliyoruz. Duyguların hedefi, bu durumda, insanı maddeye bağımlı hale getirmektir.

Hem bağımlı olmak, hem de duyguları kontrol edebilmek ancak tek hedefe bağlanmakla olur. Bu tek hedef varlığın "kendini fark etmesi", kendini tanımasıdır. Kendini fark etmek;  duygulara olan bağımlılıktan kurtulup, onları bir maşa gibi kullanabilmenin esaslı başlangıcını oluşturmaktadır. İnsanlar duygularının esiri olurlarken, esasında kendilerini tanımamakta sabitlik gösterdiklerini ifade etmektedirler. Kendi varlığımızı yüceltmek yerine, maddenin varlığını yüceltmek için çalışıyoruz. Sonra geriye dönüp, "Bakın yarattığımız şu uygarlığa, şu irfana" diyerek caka satıyoruz.

Böylece maddeye hükmettiğimizi de sanıyoruz. Oysa işler başka türlü çalışıyor: Madde, duyguları kendine mal etmeye ve onları kendi düzeyinde tutmaya çabalıyor. Bundan dolayı hiç durmadan duyguları yükseklere çıkarmak için yarışılıyor. Maddenin aracılığı ile salt düşünce planına yükseleceğimizi sanıyoruz. Ama neyseki böyle olmadığını, habis bir hücre çoğalması gibi her yerimizi kuşatmaya devam eden yozlaşma alanlarıyla görebiliyoruz!

Yozlaşan her şeyin yerini sonunda bereketli alanlar almaktadır. Yozlaşmanın hızını direnç göstererek, gayet dikkatli bir şekilde; maddenin bizden istediğini ona vermek, ondan da istediğimizi almak gerçek bir yaşam sanatı olmaktadır. Varlıksal şuur ve hedefimizi kaybetmeden maddenin imkanlarından yararlanmak, ona ve kendimize en faydalı yükseltici tesirleri almak ve vermek marifetin ta kendisidir! Dejenerasyon alanlarından kurtulmak için yukarıdan gelen (pozitif değerli) etki ile aşağıda olan (negatif değerli) etkiyi buluşturmak gerekir. Yatay negatiflerin pozitif düşeyleri itmesinden doğan gerilimi hissederek o İTME'yi çekmeye dönüştürmektir, kısaca...

 

Tarihçe
Temel Bilgiler
Ruhsal Tebliğler
Etkinlikler
ADRAD Bülteni
Diğer Merkezler
Anasayfa
Meseller
Bize Ulaşın

DERNEK MERKEZİ: Kurtuluş Mahallesi Ramazanoğlu Cad. Kutlu Apt. K:1 D:2 ADANA
Tel: (0 322) 454 60 29 Fax: (0 322) 458 42 90 email: adrad@adrad.org
Anasayfa / Temel Bilgiler / Tarihçe / Etkinlikler / Bülten / Diğer Merkezler / Site Haritası
Meseller ve Özlü Sözler / Ruhsal Tebliğler / Ruh ve Madde Yayınları / Ruh ve Madde Dergisi / Bize Ulaşın
© 2004 Adana Ruhsal Araştırmalar Derneği (ADRAD), tüm hakkı saklıdır. Yazılı izin alınmadan alıntı yapılamaz.