
-Adana Ruhsal Araştırmalar Derneği Tarafından Hazırlanmıştır-

Biz dünya insanları, Dünya gezegeninde yaşarız fakat yaşadığımız yerin bir gezegen olduğunun neredeyse hiç farkına varmayız. Dünyayı düz bir toprak parçası sanırız. Dünya haritalarımız da bu nedenle üç boyutlu değil iki boyutludur.
Biz dünya insanları neden dünyada yaşadığımızın pek farkına varmayız, çünkü, dünyaya doğmayı kaderin bir sonucu sayar ve niçin bu gezegende bulunduğumuzu ne kendimize ne de başkasına sormayız. Hele tekrardoğuşu hiç aklımıza getirmeyiz ve genellikle de kabul etmeyiz. Dünyaya bir kere gelindiğini, bir daha enkane olunmadığını kolayca kabul ederiz ve kendi kendimizi rahatlıkla aldatırız.
Biz dünya insanları, vicdana özellikle de makul vicdana hiç önem vermeyiz. Vicdan hakkında yalnızca bir acıma duygumuz vardır. İnsanda vicdanın neden oluşturulduğunu, akıl ile vicdanının yani makul vicdanın ne işe yaradığını ve bizi nasıl geliştireceğini aklımıza bile getirmeyiz. Fakat nedense bedenimizin ayrıca dünyanın maddesinin yapısı ve işleyişi hakkında pek de meraklıyızdır.
Biz dünya insanları, tekamül veya gelişim konusunda hiçbir fikre sahip değiliz. Böyle bir şeyin olduğunu farketmediğimiz gibi olabileceği hakkında da belirli bir kanaatimiz yoktur.
Bu yüzden de Dünya Gezegeni'nde hem maddenin hem de oraya enkarne olan insanın tekamülünün ne anlama geldiğini öğrenmek bile istemeyiz. Fakat, maddi imkanlarımızı geliştirmek konusuyla çok ilgilenir ve bunu da bir gelişim sayarız veya sanırız.
Biz dünya insanları ruhsal ögretilere pek önem vermeyiz çünkü kendimizi çok kibirli ve gururlu bulur, kendimizin en bilgili olduğunu farzederiz. Böylece de, ruhsal öğretilerin insanlığa olan yardımını ve katkısını hiç bilmediğimizden, böyle bir şeyi kolaylıkla reddederiz. Esneklik ve uyumu bilmeyiz, negatifi pozitife çevirmeyi aklımıza getirmeyiz.
Biz dünya insanları, otomatik yaşarız ve şuur konusuyla da ilgilenmeyiz. Şuurlu olmayı günlük yaşamda baygın olmamak sanır ve kendimizi şuurlu sayarız. Şuurlu olmadığımızı eğer bir kişi bize söylerse, ona hem inanmayız hem de kızarız. Hele hele bir kimse gelip de uykuda olduğumuzu söylemek isterse daima uyanık olduğumuzu ifade eder ve “Asıl sen uykudasın,” deriz.
Biz dünya insanları, gezegenimize akan yüksek tesirlerin ne olduğunun hiç farkına varmayız. Zira, tesire açık olmak hakkında bilgimiz yoktur. Fakat, telkine çok yatkınızdır ve medya bizleri sürekli olarak telkin altında tutmakta ve böylece de maddenin tesirlerini sürekli olarak vermeye devam etmektedir. Ruhsal veya psişik olanı hiç düşünmeyiz, hissetmeyiz, duymayız ve anlamayız. Sevgi Enerjisi'ne direniriz, gerçek sevginin ne olduğunu bilmeyiz ve sevgiyi yaşamayız.